Doğumundan 5 dakika sonra adına, milliyetine ve dinine karar verdiler. Hayatının geri kalanını seçimini bile yapmadığın şeyleri savunarak geçiresin diye..
Milliyetçilik şu şekillerde tanımlanıyor: Milletini ve vatanını çok seven, aynı dil ve aynı kültür etrafında toplanan, birleştirici ve bütünleştiri bir ulus.., tanımlar bu çerçevede. Yazıya başlamadan evvel farkındalık oluşturabilmesi için bir iki soru sormak istiyorum. Tanımdan hareketle diğer milletlerin kendi milletlerini daha az sevdikleri sonucu mu çıkartılmalı?
Aynı ülkedeki diğer gruplar kendi dilleri etrafında toplanıp aynı milliyetçiliği kendileri de kendileri için uygulayabilirler mi? Bu açıdan bakılınca, birleştiri ve bütünleştirici olarak sunulan milliyetçiliğin bölücü olduğu sonucuna varmak mümkün mü? Sonda söylemem gerekeni başta söylemek hoşuma geliyor. Bana öyle geliyor ki birleştirici daha geniş bir alan bulmalı. Örneğin Kur’an, inanan insanları içine alan çok geniş bir alan sunar bize. Neyse başlıyoruz;
Irkçılığın doğasını anlamak, onu başarılı bir şekilde tanımak için önemlidir. Irkçılık, tarihsel, sosyal, siyasi ve ekonomik faktörlerden etkilenen küresel bir olgudur. Farklı bağlamlarda, farklı biçimlerde olur ve sonuç olarak birçok farklı şekilde tanımlanabilir. Genel olarak ifade edecek olursak;
Irkçılığın kökenleri, bazı insanların üstün oldukları inancına dayanır. Genellikle ‘farklılık korkusu‘ üzerine kurulmuştur. Bunlar arasında ırk, dil, din, gelenek, fiziksel görünüm gibi birçok farklılık sayılabilir. Belirli grupların üyelerini toplumsal boyutlardan sömüren veya dışlayan uygulamalar da içerir. Irkçı davranışın aşırı örnekleri arasında etnik temizlik ve soykırım sayılabilir. Ya da tüm öğrencilerin başlarına bir şey giymemesi gerektiğini söyleyen bir kural, dinleri şapkalı giymeyi gerektiren öğrencilere karşı ayrımcılıkla sonuçlanabilir.
Irkçılık için hiçbir neden veya mazeret olmasa da insanların ırkçı tutumlarının birçok nedeni var. Eski çağları düşününce bu mazur görülebilir ama ilginç olan günümüzde de varlığını sürdürebiliyor olması. İnsanlar arasında üstünlük ve aşağılık hissi yaratan ırkçılığın günümüzde varlığını sürdürebilme nedenlerine bakalım;
ÖTEKİ
Farklı kişilere endişe ve güvensizlikle bakılır. Alışkanlıkları, dili, dini, rengi, hoşlandıkları, sevdiği müziği, taktığı küpesi farklı olan herkes, “öteki” olarak etiketlenir. Ötekileştirme sanatı çoğu zaman, kişinin kendi önemini vurgulamak için başvurduğu bir girişimdir. Öteki olmayan birey, öteki ile ilgili önceden düşünülmüş fikirleri besler, büyütür. Bilinmeyen /bize yabancı olan herhangi bir şey, tehlike ve tehlike işareti olarak değerlendirilir.
İNSANIN ÖZ BENLİĞİ
Derinlerde bir yerdelerde, bastırılmış bir aşağılık kompleksi yaşıyor olabiliriz. Bu, kişilerin kendini diğer insanlardan daha yetersiz olarak algılamasıyla yaşanır. Kişi bunun üstesinden gelebilmek için çeşitli yöntemlerle üstün olduğunu göstermeye çalışır. Irk ayrımı bunu göstermek için mükemmel bir fırsat.
SİYASET
Böl ve yönet politikası her dönemde geçerliliğini korur. Politikacılar “belirli bir kesim” arasındaki desteği sağlamaya yönelik girişimlerde bulunurlar. Çoğunluğu yanına çekecek ve durumu kendi lehine körükleyecek bir lider için ırkçılık kartı değerlendirilmesi gereken bir fırsattır. Politika için saf ve basit bir yöntem. (Ne Mutlu Türküm diyene!, milliyetçilik)
TOPLUMUN GRUPLARA AYRIŞMASI – TABAKALAŞMA
Belli bir grubun üyeleri birlikte toplanır ve bir başka grubun üyeleriyle olan herhangi bir iletişim nefretle karşılanır. Bu da insanlar arasında benzeri görülmemiş bir düşmanlığa yol açar, gerginlik yaratır.
Çoğu kimse, sınıfsız ve farklılaşmamış bir toplumun bozukluk ve anarşiye götürdüğünü iddia edecektir. Böyle bir önermenin dezavantajlara sahip olduğu doğrudur, ancak toplumumuzdaki hiyerarşinin kişiyi ırk ayrımcılığına ittiği daha keskin bir gerçektir. Gruplara ayrılmış bir halk sadece bölünmeyi hızlandırır.
ULUSLAR ARASI SINIRLAR
Güney Asya ve Afrika ülkelerine Üçüncü Dünya ülkeleri deniyor. Aşağılayıcı bir terim. ‘Gelişmekte olan bir ülke’ durumu biraz kurtarmış gibi görünse de aynı. “Üçüncü Dünya” ülkelerinin edebiyatı çoğu zaman sömürge sonrası edebiyat olarak adlandırılıyor; zira bu bölgelerin çoğu geçmişte sömürge yönetimi ile karşı karşıya kalmışlardı. Dünya ırkçlığı böyle kullanır. Ülkeler bazında da durum farklı değildir (Doğu Anadolu politikası, geçmişte, sanırım).
EKONOMİK VE SOSYAL GÜVENSİZLİK
Yabancı düşmanlığı. Bir başka ülkeden geldikleri için onlara karşı korku, aşağılama benzeri duygular beslenir. Ekonomik cephede hissedilen herhangi bir tehdit yabancılara karşı ırkçı suçlamalar için yeterlidir. Gerçek şu ki, rekabet her yerde.
TARİH BİZE YOL GÖSTERİR
Insanlık ve dünya tarihi için ortak ironi, tarihin bize hem görkemli hem de utanç verici geçmişlerimize dair bir yol gösteriyor olmasıdır. Tarih, gelecekteki ilerleyişimizi belirleyen bir rehberlik görevi görür. Dolayısıyla tarihin yanlış yorumlanması ve geçmişte yaşanan hatalardan ders çıkarmamız öğretilmezse, tarih kendini en gerici biçimlerde tekrar edecektir. (Osmanlı mükemmeldir, yanlışlıkla yıkıldı, Atatürk daha mükemmeldir, dünyanın en iyi ülkesi olduk).
Tarih ondan ders almayanlar için tekerrür ediyor. Medya gibi kitle iletişim araçları ırkçılığı ileri boyutlara taşırlar. Ama sanırım en büyük etken farkındalık ve düşünce eksikliği. Gerçek şu ki içinde bulunduğumuz çevrenin fikirlerini kopyalıyoruz. Daha küçücük bireylerken düşüncelerimiz gelecekteki bizi şekillendirmiştir bile. Üzücü olan eğer bir şey yapılmazsa bu düşüncelerin bizimle kalmaya devam edecek olması.
Hepimiz insan ırkının bir parçasıyız. İnsanlar arasında biyolojik bir farklılık yok. Hiçbir ırk üstün veya bir diğerinden daha aşağı değildir. Hepimiz aynıyız.
Ey insanlık! Elbet sizi bir erkekle bir dişiden yaratan Biziz; derken sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki tanışabilesiniz. Elbet Allah katında en üstününüz, O’na karşı sorumluluk bilinci en güçlü olanınızdır; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.
Bir yanıt yazın