29 Yorum

  1. Darkprince

    1- Bilimsel ve dinsel metinlerin bazıları hakkında kesin yargıda bulunabilir. Mesela Yerçekimi kuvveti bilimsel olarak kesin yargıdır. Dinsel metinlerde de hırsızlık yapmama, zina yapmama vb… birçok fikir kesin yargıda bulunulabilir buna muhkem ayetler deniliyor.
    2- ikinci soru için şöyle bir şey söyleyebilirim. Mesela ben birinden bir açıklama yaptığımda ya da açıklama istediğimde duyduklarım bana mantıklı gelmediyse kabul etmem. Karşı tarafın kabul etmesi için de çabalamam. Düşüncemi savunurum. Ama insanlar karşı taraf bana tatmin edici cevap vermediğinden dolayı reddettiğim fikirler yüzünden beni hiçbir şeyi kabul etmeyen inatçı biri olarak görüyorlar. Bu doğru değildir. Ben düşüncemi söylerim karşı taraf ta söyler eğer karşı tarafın düşüncesi mantıklı gelmiyorsa halen kendi kusurlu fikrimi savunabilirim. Karşı tarafın kusurlu fikrini almaktansa.

  2. GaVaN

    Sayın Darkprince
    1. Soru için söylediklerinizde şu kısmın anlaşılmadığını görüyorum (yeterince açık yazmamış olmamdan sanırım); bilimsel ya da dinsel metinler delil olarak gösterilse bile ŞAHSİ FİKİR-ŞAHSİ ANLAYIŞLAR konusunda kesin yargıda bulunabilir mi?
    2. Soru ” Paylaşımlarımız da açıklama,aydınlatma yerine dayatma yapmaya başladığımızı nerden, nasıl… anlayabiliriz” konusunda yardım istenilmiş. Bu soru için söyledikleriniz soru konusunda bizi aydınlatmaktan çok bir savunma gibi olmamış mı sizce?

  3. Ben sorulara şu şekillerde cevap vermek istiyorum.

    1- Görüyoruz ki her şey değişim halinde, etrafıma baktığımda sabit duran hiçbir şey göremiyorum. Elektronlar, yıldızlar, insanlar, evren.. Kur’an dediğimiz kitap bile her çağda yenileniyor. Ortaya çıkan gerçeklerden ötürü bir de bakmışsınız ki söylenmek istenen önceki anlayıştan apayrı bir şey. Sürekli bir değişim.. Bu yüzden bana göre kesin hükümler vermek insanoğlunun öngörüsüzlüğünden ve biraz daha katı olacağım bu konuda, insanoğlunun akılsızlığından, aceleciliğinden kaynaklanıyor.
    1. soru için sonuç olarak şunu söylemek istiyorum. İnsan kendisine her zaman için yanılma payı bırakmalı, yüzde 1 bile olsa.

    2. soru için de, sanırım dayatma insanın gerekçelerini, kanıtlarını sunduktan sonraki sonuç aşamasında yapılıyor. Bence süreç şu şekilde işlemeli: Konular artılarıyla ve eksileriyle ele alınmalı. Kişi, seçtiği yolu neden seçtiğini söylemeli. Bundan sonraki aşama karşı tarafa bırakılmalı ve genellemelerden uzak durulmalı. Eğer kişi sonuç bölümünde kendi seçtiği yolun doğruluğundan yüzde yüz emin olduğunu ve bütün bilimin, ilimin, Ali’nin, Ayşe’nin, ineğin, suyun kendisini haklı çıkarttığından bahsediyorsa, burada kendi fikrini dayattığını kolaylıkla söyleyebiliriz.

  4. Mamoste

    1. Soruyu hâlâ anlamış değilim. Bilimsel veya dini içerikli delillerle öznel fikir ve görüşlerin hangisini hangisine bağladınız hangisi için cevap bekliyorsunuz?
    2. Soruya gelince kendimizin mi, karşı tarafın mi dayatmayı ne zaman yaptığını fark etmemizi soruyorsunuz?

  5. Dayatma

    Öncelikle dayatma Nedir açıklayalım. Dayatma tarafin, kendisine cikar sağlayacağı davrani$ bicimi ve/veya ideolojiyi, muhtelif seviyelerde siddet de kullanmak suretiyle diger bireylere empoze etmesidir. İnsan ne zaman zor durumda kalırsa yada çıkarı söz konusu olursa dayatma yaparak işin içinden çıkmasıdır.

  6. GaVaN

    Sayın Mamoste
    1.Soru: İnsanların kendi düşüncelerini, görüşerini “kesin doğru” olarak sunmaları doğru mudur? Fikir,görüş paylaşımlarında kesin yargılarla konuşulması ne kadar doğrudur ne kadar yanlıştır.
    2. Soru: Soruyu daha güzel bir hale getirdiniz. Benim kastım “Kendimiz dayatma yaptığımızı nasıl farkedebiliriz?” şeklindeydi. Sizin geliştirdiğiniz şekilde olsun: kendimiz dayatma yaptığımızı nasıl farkedebiliriz, karşı tarafın dayata yaptığını nasıl farkedebiliriz?

  7. kibele

    1- Birinci soruda mantık hatası var. Bilimsel metinler herhangi bir şeye delil olarak gösterilmişse bu artık öznel yargı/görüş olmaz. Kanıtlanmış/nesnel bilgi haline gelir.
    Eğer sorduğunuz soruda kastedilen şey şu ise: “kişisel görüşlerimiz bilimsel bilgi veya dini metinlerle çelişse dahi kesin yargıda bulunabilir miyiz?” diyorsanız ( Ki bu durumda sorudaki cümle yapınızı değiştirmeniz gerekir)
    cevabım şu şekilde olur.
    Kişisel görüşlerimiz bilimle veya dini metinlerle çelişse dahi kesin yargıda bulunulabilir. Ama sorgulamadan elde edilen dogmatik bilgi olmaması şartıyla. Bir çok bilimsel bilgi var olan bilgilerin yanlışlığını ispatlamaya yönelik olarak, yeni/ farkında olunmayan/kurallar dışı bilgiyi üretme isteği ile ortaya çıktı. Ve yeni birşey üretmek için buna kesin bir şekilde ilk önce kendimiz inanmamız gerekir. Kendimiz inanmazsak çabalamayız, araştırmayız. Ama kesin bir şekilde hiçbir kural tanımadan ( bilim ve din) buna inanır ve bu uğurda çabalarsak yeni fikirler, ürünler üretebiliriz. Yani tüm kurallara delillere rağmen inanmak gerekir.

    2- Eğer karşımızdaki kişi kendi düşüncelerine karşı bizim fikrimizi merak edip sormuyorsa, bizim fikirlerimizi söylememize müsaade etmiyorsa bu kendi fikirlerini dayatmaya çalıştığının bir göstergesidir. Kendi fikirleriyle ilgili kafamızdaki soru işaretlerini uygun bir dille cevaplamaya çalışmalı, karşımızdakini eleştirdiğimizde haklıysak ve bunu farketmişse bunu cesurca kabullenmeli, konuyu değiştirmeye çalışmamalı.
    Açıklama yapmak, karşındakine seviyesine uygun bir şekilde bir olayı anlatmaktır, sorularını cevaplandırmaktır. Amaç karşımızdakini değiştirmek değil sadece bir konuda bilgi sahibi yapmaktır.
    Dayatmak ise karşımızdaki insanı kendi istediğimiz şekle zorla sokmaya çalışmaktır. Karşındakinin konuşma hakkı yoktur, sadece dinleme hakkı vardır. Konuşan kendini ve fikirlerini mükemmel görür ve emir kipiyle konuşur.

  8. GaVaN

    Sayın Susema ve Sayın Dayatma teşekkürler.

    Sayın Dayatma
    ” zor durumda kalırsa yada çıkarı söz konusu olursa” demişsiniz. Dayatma nedenleri arasına şunlarda eklenebilir sanırım; Ego tatmini çabası, Saygı duyulma ihtiyacını karşılama, üstünlük kurma çabası, Görüş paylaşımlarının kişiselleştirilmesi,

  9. Mamoste

    Öncelikle dönüt için teşekkür ederim Sayın GAVAN BEY. Celalettin Vatandaş adlı şahsın siyer kitabının 1. Cildin de özellikle dikkatimi çeken belki kendisinde özellikle üzerinde durduğu durum kendini Müslüman adfeden bir davetçinin bir konuşma ya da tartışmada her ne olursa olsun velev ki altta da kalsa kur’anın dışına çıkmaması üste çıkma gayesiyle laf oyunları yapmaması gerektiğiydi. Burdan yola çıkarak kişinin düşüncesini bilimden veya Müslümanların Kutsalı olan kur’andan örneklerle desteklemesi doğal ancak kimi konusmacilarin sırf kendini haklı çıkarmak için bu bilgileri sanki kendindenmis gibi sunmaya çalışması kesinlikle yanlıştır diye düşünüyorum. Yıllar önce kesin bilgi olarak ortaya atılan pek çok bilginin günümüzde yanlislanmasi gerçeği bilimin dahi yanilabilecegini gostermekteyken insanların kendilerine yanılma payı birakmamalari kesinlikle en amiyane tabirle ahmakliktir.

  10. GaVaN

    Sayın Kibele Katkınız için minnettarım. Konu benim için daha da gelişmiş oldu.
    1″. Soru:”Birinci soruda mantık hatası var. Bilimsel metinler herhangi bir şeye delil olarak gösterilmişse bu artık öznel yargı/görüş olmaz.” haklısınız. Ancak Mesela Kuantum Fiziğinden felsefi sonuçlar,yorumlar çıkarılabiliyor. Kuantum Fiziğini paylaşımlarının girişinde sunup devamında kendi felsefi yorumlarınıda bilimsel araştırmaya entegre ederek, görüşleride ispatlanmış alagısı yaratılabiliyor. Bilim diye bilimle birlikte düşüncelerde empoze edilebiliyor. Nedeni görüşlerinde kesin yargılarla sunulması. Ya da dini metinlerden örneğin benim gibi bir müslümana Kurandan ayetler gösterilerek kendi görüşünün haktan olduğunu, “Ben böyle anladım…” demek yerine “Allah bunu diyor” demesiyle bende oluşturacağı algı farklı olur. Bu şekilde kesin bir dille konuşmak fikirlerin anlaşılma çabasından, paylaşılma çabasından çok bir propaganda yapıldığı sonucunu çıkar diye düşünüyorum. Kesin yargılar= Kesin inaçlılar..( Eric HOFER Kesin İnançlılar kitabını tavsiye ederim. ). Ayrıca birşeye kesin olarak bakmak, kesin inanmak muhafazakar bir duruş olmaz mı sizce. Muhafazakar (inanılanı koruma, değiştirmeye karşı koyma) duruşun yaratıcılığı sabote ettiğini belirten araştırmalar bulunmaktadır. İnternette bulabilirsiniz. Ben mesela Allah konusunda Muhafazakarım. Namaz konusunda muhafazakarım. Ama sosyoloji,psikoloji,siyasi,bilim… konularında muhafazakar değilim.

    2. Soru: Katkınız için tekrar teşekkür ederim.

  11. GaVaN

    Sayın Mamoste katkınız için minnettarım.

    “sırf kendini haklı çıkarmak için bu bilgileri sanki kendindenmis gibi sunmaya çalışması kesinlikle yanlıştır diye düşünüyorum”
    “üste çıkma gayesiyle laf oyunları yapmaması”

    Eyvallah

  12. Kibele

    Sayın GaVan öncelikle kitap tavsiyenizi not ettim, (Eric Fover) teşekkür ederim. Faydalanacağım mutlaka.
    Yorumunuza cevaben şunları söylemek istiyorum. Öncelikle ben muhafazakarlığı savunan biri de değilim hayatımda uygulayan biri de değilim. ( Doğru veya yanlış) önceki yorumumda da kesinlikle muhafazakar olmayı savunmadım. Hatta şu cümleyi kullandım. “dogmatik fikirler olmaması şartıyla.”
    Evet dediğiniz gibi insanlar bilimsel bilgilerle birlikte kendi fikirlerini de bilimsel bilgiymiş gibi kesin bir dille anlatıyor. Burda da biz insanlara bireysel görev düşüyor. Bilgiyi olduğu kabul etmemek, araştırmak. Günümüz teknolojisi bu konuda dezavantajlı olduğu kadar avantajlı da aynı zamanda.
    Önceki yorumumda kesin olarak bakmayı savundum. Burdaki kesinlik sorgusuz sualsiz bağlanmak değil asla. Evet bu tarzda oluşan bir kesinlik muhafazakarlık olur. Benim kesinlik dediğim şey var olan kurallara, bilgilere karşı yenilerinin olabileceğine kesin olarak inanmaktı. ( önceki yorumumda bilimsel çalışmaları örnek göstererek açıklamaya çalışmıştım) bu da zaten muhafazakarlıkla tamamen zıt bir yaklaşım olır.
    Sizin yaptığınız yoruma gelecek olursak.. Biri Kurandan bir ayet gösterip “Allah böyle diyor” cümlesini kullanmışsa, o kişinin Kuranı anlamaya çalışmadığının bir göstergesidir. Sadece verilen bilgiyi kuru bir şekilde ezberlemiş. Burda iş bireysel olarak bize düşüyor. Biz yeterince okursak karşımızdaki “yetersiz” insanın cümlelerini kesinlik olarak algılamayız zaten.

  13. Darkprince

    Cemil Meriç Her tarif bir tahrifdir der. Bizim kur’an’a yaptığımız her yorum onu tahrif mi etmektir? bu yüzyıla kur’an’ı tahrif ede ede mi geldik? Sayın Gavan namazda muhafazakar olunmaz. Muhafazakarlık kar’ı muhafaza edenlerin ideolojisidir. Kar ideolojisi :))

  14. GaVaN

    Sayın Darkprince teşekkürler.
    “Her yorum tahrif mi yaratır”. Yapılan yorumların yönüne bağlı Kur-anı anlamaya yönelikse bu aydınlatma çabası olur ki buna ihtiyacımız var sanırım. Bu konuda benzer düşünüyoruz gibi hissediyorum 🙂
    “Muhafazakârlığın var olan kazanımları ve değerleri (benim için namaz gibi) korumak şeklinde bir yanı da vardır.” (Bkz: Muhafazakârlık)

  15. GaVaN

    Sayın Kibele
    Sanırım yanlış anladım bazı anlatımlarınızı. “dogmatik fikirler olmaması şartıyla.” sözünüze dikkat etmem gerekirdi. “…O (her sözü dinleyen) bir kulaktır..” Tevbe:61’de peygamberin özelliği bildiriliyor ve anladığım kadarıyla herkesi dikkatlice dinleme tavsiye ediliyor. Bu konuda maalesef yetersizim. Anlama çabam var ama aceleciliğimden eksik ya da yanlış anlamalarım çok oluyor 🙂 Özürlerimi kabul edin.

    “Benim kesinlik dediğim şey var olan kurallara, bilgilere karşı yenilerinin olabileceğine kesin olarak inanmaktı.” Eyvallah 🙂

  16. Darkprince

    Ayrıca çok kibar bir üslubunuz var sayın GAVAN. Günümüzde nezaket değer ifade etmeyen önemli bir hazinedir.

  17. Kibele

    “Muhafazakarlık= kârı muhafaza etmek” enteresan ve duruma göre mantıklı görülen bir bakış açısı.

  18. Darkprince

    Öyle ama Sayın Kibele. Türkiyedeki muhafazakarlar kârlarını muhafaza etmektedirler. Çoğu da göbekli. Ellerinde Iphone telefon.

  19. Bu konuda size katılmıyorum. Bu şekildeki genellemelerden kaçınmak gerek. Ne yani tüm IPhone göbekliler muhafazakârlar mı? Ya da tersi?

    Sanırım bu konuda kabul edebileceğim tek genelleme insanların iyi ya da kötü olabilecekleri genellemesi. Kârı muhafaza etmek isteyecek şahıs tüm grupların içinde mevcut.

  20. Darkprince

    Sayın Susema . Kim kendisine muhafaza-kar diyorsa kar’ı o muhafaza ediyordur. Bu onların kendilerine verdiği bir isim :)) kendilerini ifşa eden isimler buluyorlar. Gureba der diye bir vakıf var. İslam’ın en yozlaşmış üyelerini temsil eden bir vakıf. Anlamı garipler/tuhaflar :)) Böyle insanlar kendilerini ifşa eden isimler kullanıyorlar kendileri için. İnsanları kendi peşinizden helaka götürmek için bir cüppe biraz sakal bir iki arapça kelime yeterli. Dünyada bundan büyük sihir malzemesi bundan büyük ilüzyon var mı?

  21. GaVaN

    Kâr kelimesi TDK’da incelenirse “mec. Yarar, fayda” anlamıda olduğu görülür. Bu durumda muhafazakar=muhafaza-yarar- şeklinde anlaşılabilir. Yararli olanın korunmasını da muhafazakarligin iyi tarafı olarak görüyorum. Örneğin Namaz benim yararıma olan bir uygulama olduğuna inanıyorum. Bu uygulamayı muhafaza etmeliyim. Buda muhafaza kâr/yarar olur:)
    Ancak mesela adam Kur-an da geçen “darabe” fiilini darp etmek olarak meallendirmiş. Bu ilk gördüğüm anlam. Daha sonra “darabe” fiilinin aslında darbe, değiştirme, ayrı durma( bir süreliğine) … gibi anlamalara geldiği ve darp etmenin yanlış oldugunu ifade eden mufessirler oldu. Eski anlama bağlı kalıp yanlış meallendirmeler olabileceği kabul etmeyen bir bağnaz olsam yeni anlamaları red ederim ki bu davranışta muhafazakarca olur. Bu muhazakarlik zararı korumak olur.
    Bileşik kelimeler bazen kimyada bileşik yapan elementler gibi kendi özelliklerini kaybederek yeni bir anlama kab olurlar. Bileşik kelimeyı oluşturan kelimeleri birbirinden ayrırarak, yalnız haldeki anlamlarını birleştirilerek, kelimelerin birleşik haldeki anlamlarına ulaşmak birlesik kelimenin asıl karşıladığı anlamları daraltmaya neden olabilir.
    Muhafazakarlık yerine göre yararlı ya da zararlı olabiliyor.

  22. GaVaN

    İmdi söyle kullarıma: birbirlerine karşı SÖZÜ EN GÜZEL BİR BİÇİMDE söylesinler; çünkü Şeytan aralarını açmak ister. Gerçek şu ki, Şeytan insanın apaçık düşmanıdır. (İsrâ 17:53, Mustafa İslamoğlu)

    Rabbiniz kim ve ne olduğunuzu çok iyi bilmektedir; dilerse size rahmetiyle muamele eder, dilerse cezalandırır. Bunun içindir ki, Biz seni onlara İNANÇ DAYATAN bir otorite olarak göndermedik. (İsrâ 17:54, Mustafa İslamoğlu)

  23. Darkprince

    İnsanoğlu muhafaza ettiği hangi değeri korudu? Tevratı mı? Yoksa İncil’i mi? Zeburu Mu? Allah Kur’an’ı insanın muhafaza etmesine izin vermedi yoksa Kur’an’da yitip gidenlerden olacaktı. İçindeki birkaç hakikat kırıntılarından başka ne kalacaktı? Allah muhafaza-yararımıza pek güvenmemiş olacak ki muhafaza-zarar yapmamıza engel oldu

  24. Darkprince

    burada Kâr kelimesi muhafaza-Kâr- lığın içinde yarar/zarar şeklinde değil maliyetin üzerine eklenen kazanç şeklinde anlıyorum. Bu benim şu an dünyada gördüğüm muhafaza-kâr-lıktır. Namazın neyini muhafaza ettiğinizi tam anlayamadım. Allah namazı tamamiyle şeklen anlatmadığı için onu bile muhafa edemedik. Bugün onlarca namaz kılma şekli var. İnsanoğlu muhafa-yarar-lık peşinde değil muhafaza-Kâr-lık peşinde sayın GAVAN.

  25. GaVaN

    Sayın Darkprince güzel bir yaklaşım. Yararımıza(iyiliğimize) olan bir kitabı kendisi muhafaza edeceğini vaadetmiştir.
    Muhafazakarlık konusunda kendi yaklaşımımı,açıklamalarımı sundum. Sizin yaklaşımınızıda aklımın yetebileceği kadarını anladım. Farklı pencerelere sahibiz bu konuda sanırım. Bu konuda daha fazla konuşabilecek bir bilgim bulunmamaktadır.

  26. Darkprince

    Başka bir konuda buluşmak üzere gönül dostları . Başta GAVAN ve yorum yapan herkese teşekkürler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir